Deniz Gibi: Van Gölü | Atlasjet - Blog

Deniz Gibi: Van Gölü

May 15

Benzersiz doğal özelliklerinin yanı sıra zengin tarihsel mirasıyla da dikkat çeken Van Gölü, yüzyıllar boyunca onun bereketinden yararlanmak isteyen pek çok uygarlığın denizi olmuş.

Yapılan arkeolojik çalışmalar Van ve çevresinde, insan yerleşimlerinin günümüzden 6000 yıl önce başladığını ortaya çıkarmış. Tarih içinde pek çok uygarlık gelip geçmiş bu topraklardan. Söz konusu uygarlıklar arasında bölgeye en güçlü damgayı Urartular vurmuş. Şehre adını veren de yine Urartular olmuş.

M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda bölgede hakimiyet kurmuş olan Urartulardan geriye pek çok kalıntı ve eser kalmış. Bu eserler arasında kuşkusuz en ünlü olanı Van Kalesi. O yılların başkenti Tuşba’nın özü sayılan ve şehrin merkezini oluşturan Van Kalesi, M.Ö. 8. Yüzyıl’da inşa edilmiş. Tuşba, Van Kalesi’nin hemen altındaki ovaya kurulmuş. Bugün “Eski Van” olarak adlandırılan bu bölge, 20. Yüzyıl’ın başlarında yavaş yavaş kaderine terk edilmiş. Eski Van’dan geriye kalan Kaya Çelebi Camii ve Hüsrev Paşa Külliyesi oldukça sağlam durumda. Ancak, Ulu Cami ve Kızıl Cami’nin sadece minareleri ayakta kalabilmiş.

Göl üzerinde dört ada bulunuyor. Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş Adaları arasında en ünlüsü kuşkusuz ki Akdamar Adası. “Van Gölü” denince, peşi sıra Akdamar Adası da akıllara düşüyor. Oysa Van Gölü çevresi, birbirinden değerli tarihi eserlere, sıra dışı bir doğaya ve geleneksel yaşamın devam ettiği muhteşem bir coğrafyaya sahip.

“Ahtamar”, “Ağtamar” ya da“Akhtamar” olarak da bilinen Akdamar Adası, bölgenin en çok turist çeken yeri. Gevaş İskelesi’nden kalkan teknelerle adaya ulaşmak son derece kolay. Yolculuk yaklaşık 20 dakika sürüyor. Daha adaya yaklaşırken üzerindeki kilise görünmeye başlıyor. ‘Surp Haç Kilisesi’ M.Ö. 915 ve 921 yılları arasında inşa edilmiş. Kilise, Kral I. Gagik tarafından Kudüs’ten İran’a kaçırıldıktan sonra 7. Yüzyıl’da Van yöresine getirildiği rivayet edilen İsa’nın çarmıha gerildiği haçın bir parçasını korumak üzere keşiş mimar Manuel’e yaptırılmış. Her ne kadar iç mekândaki fresklerden geriye bir şey kalmamış olsa da, yapının cephesini süsleyen, taş üzerine yapılmış kabartmalar hâlâ mükemmelliklerini koruyor.

LAKE VAN: LIKE THE SEA

Known for its rich cultural heritage as well as its natural beauty, for centuries Lake Van has been the sea for many civilisations wishing to make use of the fertile lands of the area.

Archaeological studies have found that human settlements in Van and the surrounding area began 6000 years ago. Throughout history, many civilisations have passed through these lands. Of these civilisations, the people that made the strongest mark on the area were the Urartu, the people from which Van took its name.

The Urartu ruled over the area in the 8th and 7th centuries BC, leaving behind them many artefacts and ruins. The most famous of these is, without doubt, the Fortress of Van. The fortress, which was considered the heart of Tushpa, the capital at that time, and formed the centre of the city, was built in the 8th Century BC. Tushpa was founded on the plains just below the fortress. The area, known today as ‘Old Van’, began to be abandoned to its fate from the beginning of the 20th Century. Kaya Çelebi Mosque and the Hüsrev Paşa Mosque Complex are some of the buildings of Old Van that have remained more or less intact. However, only the minarets remain of the Ulu Cami (Great Mosque) and Kızıl Cami (Red Mosque).

There are four islands on the lake – Akdamar, Çarpanak, Adır and Kuş. Of these, the most famous is undoubtedly the  island of Akdamar. Whenever a Turkish person hears ‘Lake Van’, it is Akdamar Island that first springs to mind. Yet the area around Lake Van is also home to many valuable historical buildings, extraordinary nature and a geography in which traditional lifestyles are continued.

Akdamar Island, also known as ‘Ahtamar’, ‘Aghtamar’ or ‘Akhtamar’, is one of the biggest tourist destinations of the region. The island can be easily reached by boats that depart from the port at Gevaş and the journey takes about 20 minutes. Even as you approach the island, the church becomes visible. The Armenian Church of the Holy Cross was built between 915 and 921 BC. The church was built by the architect-monk Manuel upon the order of King Gagik I to protect a part of the Holy Cross that was said to have been smuggled from Jerusalem to Iran, before being brought to the Van region in the 7th Century. Although nothing remains of the frescoes that once adorned the interior, the stone carvings that decorate the exterior are flawless even today. The church, located to the south of the island, is one of the best examples of Medieval Armenian Architecture. Civilian life on the island continued until the first half of 16th Century.

Yorum yaz.

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

  • Girne'nin hemen heme
  • Antalya Faselis anti
  • Ülkenin işgalinden s
  • Yöre halkı tarafında
  • Türkiye'nin hâlâ yaş
  • Prens Albert'ın sana
  • "Özgürlük Meydanı" a
  • Kazakistan Kaindy Gö
  • 1859'da ilk defa çal
  • Eski ve yeni Kazan'ı
  • Gürcü kraliçesi Dare
  • Her yıl düzenlenen U
  • Bodrum Yel Değirmenl
  • İstanbul ziyaretiniz
  • Adı "su kenarındaki
  • İki mevsimi bir arad